Prof. Dr. Haydar EFE*
Bu yıl bağımsızlığının 250. yılını kutlayan ABD halkı, 2024 seçimleriyle ikinci defa başkan seçilen Donald Trump’ın otoriter yönelimli uygulamalarına 3 Kasım 2026 seçimiyle söz konusu politikalarına “dur” dedi. Demokratlar 100 sandalyeli Senato’da 54 sandalye elde ederken 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nde 218 olan çoğunluk sınırını aştı.
Dünyanın en eski anayasasını yaratan ve bu anayasada yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirlerinde sert bir şekilde ayrıldığı kuvvetler ayrılığı ilkesini benimseyen demokratik bir Başkanlık sistemi inşa eden ABD’de son dönemde demokrasi standardı zaman içinde geriledi ve demokrasi indeksi sıralamasında kusurlu demokrasiler arasında sayılmaya başlandı.
Küresel güç konumu zayıflayan ABD’nin bu konumunu tersine çevirmeyi amaç edinen Turmp’ın “Make America Great Again” (MAGA) sloganıyla İran’a Kongre’nin iznini almadan savaş ilan etmesi, Venezuela’ya askeri operasyon yaparak liderini ülkesine kaçırıp hapiste yargılaması, Gazze’de soykırım suçu işleyen İsrail’e destek vermesi, keyfi olarak bütün ülkelere gümrük vergileri getirmesi, Kanada ve Danimarka toprağı olan Grönland’dan hak talep etmesi, dünyada İspanya gibi demokrasilerle kavga edip otoriter liderlerle yakınlaşması da başta müttefikleri olan ülkeler olmak üzere dünyada endişeyle karşılanıyor.
250 yıllık bir demokrasi geleneği olan ABD’nin anayasası ve yasaları, yürütme gücünü Başkan’da toplamakla birlikte Başkan’ın diğer güçleri kontrol etmesini engelleyecek fren ve denge sistemlerini de getirdi. Dolayısıyla, ABD tarihinde anayasanın belirlediği hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ile fren ve denge sistemleriyle bir gücün diğerleri üzerinde etkili olmasını engelledi. Ancak, ikinci dönem başkanlığa seçilen Trump, dışarda en yakın dostlarını Putin ve Orban gibi otoriter liderlerden seçti. Trump’ın elde etmiş olduğu geniş başkanlık yetkilerini olduğundan çok daha geniş bir şekilde yorumlayarak bu yönde hareket etmesi, yasama ve yargı güçleri üzerinde baskı kurması, yasama organının kurduğu bağımsız ajansları kapatması, bağımsız yargı iç ve dış politikadaki anti demokratik politika ve uygulamaları sonucunda hem kuvvetler ayrılığını hem de ABD anayasasındaki fren ve denge sistemlerini aşındırdı.
Trump’ın içerde ve dışarda keyfi politikaları rakiplerine karşı suçlayıcı ve intikamcı tutumu, 2020 seçimleri sonrasında taraftarlarının 6 Ocak 2021 tarihli ABD Kongre Binası’na baskınını savunması, baskına katılanların haklarını aradığını iddia etmesi ve ikinci başkanlığı döneminde bu olaya karışanları affetmesi; hükümet gücünü kullanarak siyasi rakiplerini baskı altına almaya çalışması; kendisine muhalefet eden medyanın Beyaz Saray’a akreditasyonunu iptal etmesi, milyonlarca dolarlık tazminat davaları açması, Demokrat Parti’ye yakın olan hukuk firmalarının iş sözleşmelerini iptal etmesi, yasadışı göçmenlerin yanı sıra yasal oturma izni olan göçmenleri bile sınır dışı yapmak için ICE teşkilatını kurması; başta FED yetkilileri olmak üzere kendisine yakın olmadığını düşündüğü bağımsız nitelikteki kurumların üst düzey bürokratlarını işten ayrılmaya zorlaması gibi çok daha fazla uzatabileceğimiz eylemler ABD’de ülkedeki demokrasinin durumu hakkında ciddi endişelere sebep oluyor.
3 Kasım 2026 tarihindeki yasama organı yenilendiği ara seçimlerde Senato’nun üçte biri ve Temsilciler Meclisi’nin tamamı için seçim yapıldı. Amerikan halkı yasama organında çoğunluğu tarihi bir zaferle muhalefetteki Demokratlara verdi. Dolayısıyla, Cumhuriyetçi Parti’nin kontrolü kaybetmesiyle birlikte Demokratların kontrolündeki yasama organı Kongre, Başkan Trump’ın antidemokratik eylem ve politikalarına karşı fren ve denge mekanizmalarını yeniden işletecek ve keyfi uygulamalara izin vermeyecektir.
ABD halkının demokrasiye sahip çıkması olarak görülmesi gereken ABD seçimlerinde özelikle Cumhuriyetçilerin kalesi olarak bilinen Teksas’ta ve 94 yıldır Cumhuriyetçilere oy veren Kansas’ta bile Demokratların kazanması, Trump’ın otoriter yönelim ve politikalarının Amerikan halkı tarafından onaylanmadığının en açık göstergesi.
Sonuç olarak, artık yasama organı çoğunluğunun desteğinden mahrum olan Trump, kendi anayasal sınırları içinde hareket etmeye zorlanacak. Örneğin, Başkan Trump ve yönetimi hakkında yasama organının soruşturmalar başlatması ihtimal dâhilinde. Başkanlığının kalan iki yılında Kongre’den çıkacak yasaları veto etmeye başlayacak ve örneğin göçmenlere yönelik sert önlemleri içere yasa tasarıları Kongre’den muhtemelen geçmeyecek. Ayrıca, Büyükelçiler ve Yüksek Mahkeme üyeleri gibi üst düzey atamalar Kongre’nin onayına tabi olduğundan muhalefetin onayını alacak insanları önermek durumunda kalacak. Diğer bir deyişle ABD anayasasını hazırlayan kurucu babaların amaçladığı kuvvetler ayrılığı ve fren ve denge sistemleri tekrar işlemeye başlayacak.
*Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı