“Aman ya! Zaten Güneş yaşlanacak, Dünya’yı yutacak, biz o zamana başka gezegenlere gitmeyi de beceremeyiz. Hepimiz yok olacağız. Bunu mu dert edeyim şimdi? Yaşa gitsin hayatı!” diyorum kendime bazen, hayat içinden çıkılmaz bir hal aldığında. Tabii ki hem fazla karamsar hem de gerçekçilikten uzak bir yaklaşım ama bazen işe yarıyor. Diğer zamanlarda ise bir zamanlar ancak akıl almayacak sayılar için kullanılan astronomik rakamların günümüzde nasıl da artık sıradanlaşan vurgunların bütçesine indiğine, bilimden spora, sanattan politikaya her tür haberin sansürüne toplumun nasıl da usul usul alıştırıldığına ve insanların her şeye nasıl kolayca bir fiyat etiketi koyabildiklerine şaşırmakla geçiyor hayat. Konunun bilimsel gerçekliğine gelecek olursak, her ne kadar kulağa karamsar gelse de Güneş’in akıbetine dair söylediklerim doğru. Güneş benzeri yıldızlar ömürlerinin sonuna geldiklerinde devasa bir kırmızı dev evresinden geçer ve sonrasında da dış katmanlarını uzaya saçarak merkezlerinde sadece sıcak, yoğun bir çekirdek bırakırlar. Bu sıcak yıldız kalıntılarına beyaz cüce adı verilir.
Bilim insanları, bu şiddetli ölüm sürecinin ardından bile bazı gezegen sistemlerinin hayatta kalabildiğini uzun süredir biliyordu. Ancak Nature Astronomy dergisinin ekim sayısında yayımlanan yeni bir çalışma, ölü bir yıldızın etrafında şimdiye kadar hiç rastlanmamış bir yapıyı gün yüzüne çıkardı. WD J1328-1450 olarak adlandırılan beyaz cücenin çevresinde iç içe geçmiş iki ayrı gaz halkası ve bu halkaların varlığını sürdürmesini sağlayan iki devasa gezegenimsi cisim keşfedildi.
Beyaz cücelerin yüzeyindeki kütle çekim o kadar güçlüdür ki, yıldızın atmosferine düşen demir, silisyum veya kalsiyum gibi ağır elementler birkaç bin yıl içinde atmosferin alt katmanlarına çöker ve tespit edilemez hale gelir. Dolayısıyla bir beyaz cücenin atmosferinde bu ağır elementlerin tespit edilebilmesi, yıldızın yakınında bulunan bir asteroit veya gezegen parçasından gelen maddeleri hala çekip yutmaya devam ettiği anlamına gelir. Yapılan araştırmalar Güneş’in yaklaşık yarısı kadar kütleye sahip olan bu WD J1328-1450 adlı beyaz cücenin atmosferinde kalsiyum, magnezyum ve silisyum gibi elementlerin varlığını doğruladı ve bu sayede ölü yıldızın çevresinde halen aktif bir gezegen enkazı diskinin bulunduğu kesinleşmiş oldu!
Bir beyaz cücenin çevresindeki gaz diskinin yapısını anlamak için yıldızdan alınan ışığın tayfı dikkatlice analiz edilerek diskin geometrisine ve yapısına dair hassas bilgiler elde edilir. Benzer yıldız sistemlerinde bugüne kadar elde edilen tayf verileri genellikle tek bir diskin varlığına işaret ederken, WD J1328-1450 sisteminde kalsiyum ve oksijen elementlerine ait tayf belirteçleri incelendiğinde oldukça farklı bir tablo ortaya çıktı. Detaylı modellemeler, bu sıra dışı sinyalin tek bir diskten değil, aralarında boşluk bulunan eş merkezli iki ayrı gaz halkasından kaynaklandığını gösteriyordu. İçteki gaz halkası yıldıza oldukça yakın bir mesafede yer alırken, dıştaki gaz halkası çok daha geniş bir alana yayılmakta ve iki halkanın arasında neredeyse hiç gaz barındırmayan bir boşluk bulunmakta.
Keşfi ilginç kılan bir diğer unsur da iki gaz halkasının kimyasal bileşenlerinin birbirinden farklı olması. İç halkadan gelen verilerde magnezyum elementi net bir şekilde tespit edilirken, dış halkada magnezyum izine rastlanmıyor. Eğer her iki halka aynı maddeden oluşmuş olsaydı, dış halkada da magnezyum da kolaylıkla tespit edilebilirdi. Bu aykırılık iki senaryo ile açıklanabilir: İlk ihtimale göre bu iki halka, kökenleri ve kimyasal yapıları birbirinden farklı iki ayrı kayalık asteroitin parçalanmasıyla oluşmuş olabilir. İkinci ihtimale göre ise büyük bir gezegenimsi gök cisminin magnezyumca zengin içyapısı ile magnezyumca fakir dış kabuğu farklı zamanlarda parçalanarak bu halkaları beslemiş olabilir. İki halkanın birbiriyle karışmadan kararlı bir şekilde ayrık durabilmesi, halkaların içinde gaz üretmeye devam eden ve parçalanmadan hayatta kalmayı başarmış kayalık gök cisimlerinin varlığıyla açıklanabilir. Yıldızın devasa kütle çekimsel gelgitlerine dayanabilmeleri için bu cisimlerin son derece sağlam bir içyapıya sahip olması gerekir. İç halkada yer alan cismin büyüklüğünün Güneş Sistemi’mizdeki tipik bir asteroite benzer şekilde yaklaşık yüz kilometre civarında olduğu hesaplanmaktayken, dıştaki halkada yer alan cisim ise yıldızdan daha uzak bir konumda bulunduğu için gelgitlerden daha az etkilendiğinden çok daha büyük bir boyutta olabilir. Yapılan hesaplamalar, dış halkadaki cismin en büyük asteroit olan Ceres boyutlarına ve hatta cüce gezegen Plüton veya Ay büyüklüğüne kadar ulaşabileceğini ortaya koymakta.
WD J1328-1450 sisteminde gözlemlenen bu çifte halka yapısı, genç yıldızların çevresinde gezegenlerin doğduğu disklere şekil bakımından büyük benzerlik gösteriyor. Ancak bu sistemde gezegenlerin doğuşuna değil, tam aksine yıldızın ölümünün ardından hayatta kalan gezegen kalıntılarının birbirini parçalayarak geçirdiği dönüşüme tanıklık ediyoruz. Tıpkı yaklaşık beş milyar yıl sonra kendi Güneş’imizin de yakıtını tüketerek bir beyaz cüceye dönüştüğünde iç gezegenleri yutacak olması gibi. Bu keşif sayesinde, Güneş’imizin ölümünün ardından Güneş Sistemi’mizden kalan enkazın nasıl dağılabileceğini ve çevresinde nasıl büyüleyici halkalar oluşturabileceğini şimdiden öngörmemiz mümkün.
Bizden 1.600 ışık yılı uzaktaki ölü bir yıldızın çevresinde olup bitenleri inceleyerek kendi Güneş’imizin milyarlarca yıl sonraki akıbetini anlayabiliyoruz. Ama aynı memleketin suyunu içmiş, aynı topraklarda yetişmiş insanların nasıl olup da kendi çıkarları uğruna ülkesini gözden çıkarabildiğini anlamakta hâlâ zorlanıyoruz. Bir yanda astronomik rakamlarla anılan fon vurgunları, diğer yanda yapmadığı haber nedeniyle tutuklanan gazeteciler… Evrenin milyarlarca kilometre ötesindeki gizemlerini anlayabilirken, kendi insanımızın vicdanını çözebilmek böyle zor olmamalıydı.