6 Kasım 2026, Cuma
İstanbul 11°C
BIST 100 11.401 +%0.60 DOLAR 50,17 +%0.22 EURO 55,88 %-0.70 GR ALTIN 6.502 TL %-1.42

VAKİTSİZ

Güncel ve Son Dakika Haber Portalı
6 Kasım 2026, Cuma İstanbul 11°C
Genel

Merhametli Monarşi neden yeterli gelmeyecek

Merhametli Monarşi neden yeterli gelmeyecek
Yazı Boyutu:

Türkiye’yi yöneten siyasi rejimin Avrupa Birliği ülkeleri ile köprüleri atması, Türk dış turizminin yönünü vize kolaylığı sağlayan ülkelere çevirdi. Vietnam, Fas ve Özbekistan gibi yerleşik demokrasilere sahip olmayan ülkeler gözde turizm destinasyonları haline geldiler. Hem doğal kaynakları hem de stratejik konumlarıyla hegemonik güçlerin paylaşım savaşında olduğu bu monarşik ya da otoriter yapıların ülkemizle örtüşen yönleri de böylece yerinde gözlemlenmiş oldu.

Bu üç ülkenin ekonomik sınıftaki adlandırılmaları ‘gelişmekte olan’ olarak belirtiliyor. Gelişmenin koşullarının ülke dışından gelecek finansal desteklerle yaratılacağının bilinmesi, o ülkenin sömürülecek kaynaklarını yöneten rejimlerini daha önemli hale getiriyor. Ucuz ve genç iş gücü olmazsa olmaz bir sömürü kaynağı olarak görülürken, ülkenin yer üstü ve yer altı doğal kaynaklarının, verimli tarım arazilerinin kullanım hakkını elde etmek anti demokratik rejimlerde daha kolay sağlanıyor.

Örneğin Marksist Leninist ideolojiye dayalı tek partili sosyalist bir rejimle yönetilen, müthiş doğal kaynaklar ve ucuz iş gücüne sahip Vietnam’da toprak devletindir. Uluslararası sermayenin yatırım amaçlı ahlaksız tekliflerinin ülkedeki yolsuzlukları artırması, yönetimi sert tedbirler almaya yöneltmiştir. Buna rağmen, örneğin Ha Long Körfezi’nde Hintli milyarderlere peşkeş çekilen villa arazileri ve perişan haldeki boş yapılar giden konukların yüreğini sızlatır. Keza güçlü bir merkeziyetçi otorite ve yürütmenin mutlak hakimiyetine dayanan Özbekistan’da da topraklar yönetimindir. Seküler bir cumhuriyet olan bu ülkede de yine örneğin müthiş bir tarihi zenginliğe sahip Buhara çarşısının replikası ‘devasa vizyon!’ adıyla, şehrin 20 kilometre uzağına inşa edilmek üzere yabancı bir ülkenin müteahhitlerine verilmiştir. Oradaki, tapusu devlete ait olan evlerde oturmakta olan yoksul halka başka bir bölgede konut gösterilerek, ‘pardon’ denmiştir.

Meşruti Monarşi yani krallık ve iki meclisli bir parlamento ile yönetilen Fas’ta kralın geniş yetkileri söz konusudur. ‘Bölge Valisi’ benzetmesiyle eleştirilen ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas J. Barrack’ın, ‘Müşfik Monarşi’ sözleriyle Türkiye’de yerleşmesini istediği en yakın rejim Fas’ta olandır. Müslüman bir Arap ülkesi olan Fas, başta ABD olmak üzere Batı’nın yatırım gözdesidir. Devlete olan arazilerde tarım ağırlıklı olmak üzere çok büyük boyutlu yabancı sermaye girişi gözlenir. Fas ve Özbekistan’ın ortak özelliği, Müslüman nüfuslarının ezici çoğunlukta olmasına rağmen İsrail’e duydukları sempati ve onlarla iş birliği yapma isteğidir.

Sonuç olarak farklı rejimlerle yönetilen ve batılı anlamda gelişmiş demokrasileri olmayan bu ülkeler, uluslararası sermayenin gözde yatırım alanlarıdır. Emek sermaye çelişkisini ortaya serecek sivil toplum örgütlerinin ve siyasi partilerinin yeterince etkin olmadığı, hak arama kanallarının tıkandığı, halkın anayasal güvenceden yoksun olduğu bu ülkeler küresel güçlerin öncelikli tercihidir. Oluşan zenginlikten halkını ne ölçüde yararlandırıp ondan siyasi rıza üreteceği de sömürülmekte olan ülkenin rejiminin sorunudur. Eğer adı geçen üç ülkede olduğu gibi, verilen sus payları karşılığında gelir bölüşümündeki adaletsizlik halk tarafından dillendirilmiyorsa o rejimlerin işi çok kolaydır. Sihirli kelime olan ‘gelişme’ adı altında ülke kolaylıkla peşkeş çekilebilir…

Uluslararası sermayenin işi, siyasi rejiminin yıkılmakta olduğu ve buna karşı da bir direnişin sürdüğü ülkelerde çok daha zordur. Zordur çünkü akla bilime ve laikliğe dayalı devrimci bir cumhuriyetle yönetilegelmiş, iyi kötü bir demokrasi geleneğine sahip ülkeler yıkıma direneceği için orada huzursuzluk ve kararsızlık hakimdir. Varlığını sürdürebilmesi için sürekli düşman arayışında olan, böylece hem geleneksel dış yatırımcısını kaybeden hem de umduğu yeni destekleri bulamayan rejimler, maddi kaynak arayışında bu kez halkın öz varlıklarına yönelir. Yastık altında olduğu varsayılan zenginlik başta olmak üzere, halkın her türlü birikimi artık hedeftedir. Topyekûn bir soygun ve yağma alanına döndürülen ülkede bu konuda atılan her adım mübah görülmeye, normalleştirilmeye, pervasızca çalıştırılır. Talan, hırsızlık ve mülksüzleştirmenin doğal sayıldığı ve hak olarak bellendiği bir zaman diliminde, siyasi irade halkın en azından yarısında rıza üretemiyorsa, o ülkede küresel ölçekte bir sermaye girişinden bahsedilemez. Uluslararası sermayenin o ülkedeki hukuksuzluklar ve insan hakları ihlalleri umurunda değildir. Egemen, özellikle kalıcı olmayan finansal yatırımının karşılığını alma derdindedir. Fakat bir taraftan yoksullaşırken diğer yandan kör gözüne parmağım şeklinde açıkça süren talana ve hırsızlığa, ülkede süren hukuksuzluktan azade olarak öfkelenmeye başlayan halk rejimi korkutur ve onun daha da sertleşmesine neden olur. Bu durumda sermaye kaçışı başlar.

Onun için, Barrack Bey’in ‘merhametli monarşi’ çağrısı hiç demokrasi deneyimi olmamış ve de siyasi rejimlerinin yıkım sürecinde olmadığı ülkelerde ancak geçerlidir. Ama Barrackgiller’in de zaten acelesi yoktur. Onlar tarihi geniş anlamda okur. Önemli olan acı çeken halkların bu süreçte ne düşündüğüdür, geleceğini yeniden kurmaktaki iradesinin ne olacağıdır…